|
1.1 Türk Hâkimiyeti Öncesi
Manisa
Eski çağlarda, Batı Anadolu’nun Lydia/Lidya adı
verilen kesiminde bulunan Manisa’nın ne zaman ve
kimler tarafından kurulduğu kesin olarak bilinmiyor.
Ancak MÖ. II. bine kadar çıkan bir geçmişi
bulunduğu ileri sürülen şehrin ilk yerleşiminin
bugünkü yerinden 7 km doğuda bulunan Yarıkkaya
mevkiinde olduğu ve Tantalis adını taşıdığı, MÖ XII.
yüzyılın başlarında meydana gelen büyük göç
hareketleri sırasında şehrin tahrip edilerek ortadan
kaldırıldığı, sonra aynı yerde Sipylos adıyla yeni
bir şehrin ortaya çıktığı düşünülmektedir.
Antik kaynaklar şehrin kurucuları olarak, bugünkü
Yunanistan’ın Teselya bölgesindeki Pelion dağı
civarında yaşayan Magnetleri işaret etmektedir.
Magnetler, Batı Anadoluya göç ettiklerinde önce
Menderes nehri kıyısındaki Magnesia’yı, daha kuzeye
giden bir koluda Sipylos dağı eteğindeki Magnesia’yı
kurmuşlardır. Sonra kurulan şehri Menderes
Magnesia’sından ayırt etmek için “Magnesia ad
Sipylum” adını kullanmışlardır. Magnesia, Türk
hâkimiyeti sırasında zamanla Mağnisiye, Mağnisa,
Manisa şekline dönüşmüştür.[1]
Kelime “Büyük şehir” anlamına gelmektedir.[2]
Manisa dağı eteğinden Gediz ovasına bakan şehir
sırasıyla Hititler, Frigler, Yunanlılar, Lidyalılar,
İranlılar, Romalılar, Bizanslılar, Saruhanoğulları
ve Osmanlıların hâkimiyetinde kalmıştır.[3]
1.2 Türk Hâkimiyetinde Manisa
Malazgirt Meydan Muharebesinden önce birçok Türk
beyinin maiyetindeki hareketli güçlerle Batı
Anadolunun içlerine kadar akınlar yaptıkları,
Malazgirt zaferinden sonra ise, Selçuklu otoritesi
altında Anadolunun en ücra köşelerine kadar yayılıp
şehir ve kasabaları ele geçirdikleri tarihçilerin
genel kabulüdür.[4]
1300 senelerine doğru, Batı Anadolu’da Bizans
hâkimiyetinde olup müstahkem kale ve surlara sahip
bulunan ve sırf bu sebeple Türkmen hücumlarına karşı
koyabilen birkaç şehir kalmıştı ki, Manisa’da
bunlardan biriydi.[5]
Türk hücumları karşısında çaresiz kalan Bizansın
Katalanlardan yardım istediği, 6500 kişilik paralı
bir kuvvetin Batı Anadolu’ya sevk edildiği, Katalan
güçlerinin Bizans’ın umduğu başarıyı elde edemediği,
şehrin muhafazası hususunda kale kumandanı ile
Katalan kumandanının ihtilafa düştüğü, Katalanların
kaleyi kuşattıkları, daha sonra anlaşarak kuşatmayı
kaldırdıkları, Katalanların çekilmesinin ardından
şehrin 1313 yılında Saruhan Bey tarafından
fethedildiği bilinmektedir.[6]
Harzemşahlara mensup bir emirin torunu olması
kuvvetle muhtemel olan Saruhan Bey, Manisa’yı
başkent yapmış, topraklarını genişletmiş, donanma
kurarak Yunanistan sahilleri ve Trakya kesimine
seferler yapmış, çevresindeki beylik ve devletlerle
ittifaklar kurmuş, donanma sayesinde elde ettiği
ganimetlerle ekonomik durumu düzeltip cami, medrese,
zaviye, tekke ve kütüphaneler yaptırarak Manisa’nın
bir Türk İslam şehri kimliği kazanmasını
sağlamıştır.[7]
Saruhan beyin bu başarısında Oğuz boylarından teşkil
ettiği kuvvetlerin önemli rolü olmuştur. Bugün
Manisa ili dahilinde bulunan Avşar, Karkın, Salur;
Kılcanlar, Bayat, Çiğiller, Kınık, Alayuntlu, Çepni,
Çavdır, Halkavlu gibi Oğuz boylarının adlarını
taşıyan yerleşim birimleri en azından onbir Oğuz
boyunun Manisa yöresindeki varlığının işareti olarak
kabul edilmelidir.[8]
Saruhan Beyin 1346 yılında vefatı üzerine Beyliğin
başına sırasıyla Fahreddin İlyas Bey, Muzaffereddin
İshak Bey ve Orhan Bey geçmiştir.[9]
Orhan Beyin beyliği döneminde, Orhan Beyin kardeşi
Hızırşah iktidar mücadelesine girişmiş ve iktidar
Hızırşah’a geçmiştir.
Yıldırım Beyazıt’ın Anadolu birliğini sağlamak
amacıyla 1390 yılında giriştiği Batı Anadolu
harekatı esnasında Saruhanoğlu Beyliğinin başında
bulunan Hızırşah, Yıldırım’ı karşılayarak barış
yoluyla Manisa’yı Osmanlılara teslim etmiş; şehre
hâkim olan Yıldırım Bayezit ise şehrin doğu
kesimlerinin yönetimini Hızırşah’a bırakıp,
Manisa’yı da Karesi ile birleştirerek oğlu
Ertuğrul’un idaresine vermiştir.
Timur'un Anadolu'ya girip
Yıldırım Bayezit’i Ankara Savasında mağlup etmesi
üzerine, daha önce Timur'a sığınan Hızırşah'ın
kardeşi Orhan Bey, Manisa'ya gelip bağımsızlık
simgesi olarak 1403 yılında adına para bastırmıştır.[10]
Ancak Timur güçlerinin ayrılması üzerine tekrar
Hızırsah'ın yönetimi ele geçirdiği, Osmanlı
devletinin ikinci kurucusu olarak kabul edilen
Çelebi Mehmet'in Anadolu birliğini sağlamak
gayesiyle 1405-1406 yıllarında giriştiği Batı
harekatı sırasında Beyliğinin başında bulunduğu ve
Çelebi Mehmet'in Manisa’yı alması üzerine idam
edildiği bilinmektedir.[11]
Buna göre Manisa 1405'den 1919 yılındaki Yunan
işgaline kadar 514 yıl Osmanlı yönetiminde
kalmıştır.
1.3 Osmanlı Asırlarında
Manisa'nın Siyasi Durumu
Osmanlı Devleti, mülki ve askeri bakımdan Anadolu ve
Rumeli Beylerbeyliği olmak üzere ikiye ayrılmış,
liva ve sancaklarda Beylerbeyine bağlanmıştı. II.
Mehmet dönemine kadar Anadolu Beylerbeyliği’nin
merkezi Ankara idi. II. Mehmet bu merkezi Kütahya'ya
nakletti. Anadolu Beylerbeyliğine bağlı sancaklar
Aydın, Saruhan, Menteşe, Bursa, Kastamonu, Muğla,
Bolu, Ankara, Çankırı, Afyon, Antalya, Isparta,
Sultanönü ve Balıkesir idi.
Manisa 1410'da Çelebi
Mehmet tarafından sancak yapıldı.[12]
Belen, Emlak, Palamut, Yengi, Yund dağı bu sancağa
bağlandı.[13]
Bu teşkilat 1811 yılına kadar devam etti.181l'de
Manisa Aydın'a bağlandı.1845'de vilayet haline
dönüştürüldü.l847'de tekrarAydın’a bağlandı.[14]
Şehrin 1410-1595 yılları
arasında şehzade sancağı olma imtiyazı,[15]
padişahlığa aday şehzadelerin görevlendirildiği
ikinci bir başkent olması, bereketli topraklara
sahip olusu, ticaret merkezlerine yakınlığı gibi
stratejik nedenler Manisa’yı hep ön plana
çıkarmıştır.
Bu topraklarda gözü
olanlar zaman zaman bölgede isyanlar çıkarmışlardır.
Çelebi Mehmet döneminde, Şeyh Bedrettin'in
müritlerinden Borklüce Mustafa ve Yahudi dönmesi
Torlak Kemal'in çıkardığı isyan ile II. Murat
döneminde 1424'de çıkan isyanı bunlar arasında
sayabiliriz.[16]
Zaman zaman şehzadelerden
tahta geçenler ile kardeşleri arasında sorunlar
çıkmış, bunlardan birinde Yavuz Sultan Selim 10000
kişilik bir kuvvetle kardeşi Şehzade Korkut'un
bulunduğu Manisa’yı kuşatmış, Korkut önce kurtulmuş
daha sonra yakalanıp 1513'de boğularak
öldürülmüştür.[17]
Yavuz Sultan Selim bunun üzerine oğlu Şehzade
Süleyman’ı Manisa'ya tayin etti. Sancakta asayiş
sorunu vardı ve bu sorunun İstanbul'a bildirilmesi
üzerine, padişah Şehzade Süleyman'a neler yapması
gerektiğini belirten bir siyaset-name göndermiş, bu
metindeki emirlerin halka duyurulmasını da
istemiştir.
[18]
17.yüzyıl sonları ile 18.
yüzyıl Osmanlı için şüphe ve zihni çözülmenin
başladığı dönemdir; heyecan azalmakta, toplumun
gerilimi düşmektedir. Osmanlı iş yapabilme, hayat ve
üslup kurma gücünü yitirmektedir. Kültürel soğuma
ilerledikçe, sosyal hayatın her kesiminde ve insan
davranışlarının her türünde çözülme belirginleşir,
davranış sapmaları artar, çözülemeyen sosyal
sorunların birikimi sıkıntıları yoğunlaştırır. Moral
gücündeki düşüş iç açıcı olmayıp, ordu niteliklerini
kaybetmekte, eğitimsiz, düzensiz bir kalabalık
haline dönüşmektedir.[19]
Bunun sonucu; devlet, gittikçe otoritesini
kaybediyor, isyanlar ile ülke kavruluyor, askerler
mağlup oluyordu. Bu gerileme devletin her tarafında
olduğu gibi Manisa'da da hissediliyordu. Büyüklük
devrinin güzelleştirilen şehirleri ya derebeyleri ya
da eşkıyalar tarafından soyulmaya, ezilmeye
başlıyordu.[20]
Daha sonraki yüzyıllarda
toprak kayıplarının artması, Balkanlardaki isyanlar,
ekonomik sorunlar tüm yurdu olumsuz etkilemiş,
Manisa'da bundan payına düseni almıştır. Nihayet 30
Ekim 1918'de imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşmasını
ihlal edip 6 Mayıs 1919'daki Paris Barış
Konferansından aldıkları izinle 26 Mayıs 1919'da
Manisa Yunan birlikleri tarafından işgal edilmiştir.[21]
1410-1595 yılları arasında
ikbal devri yaşayan Manisa 1595 sonrası çeşitli
sıkıntılarla karşı karşıya kalmış ve 26 Mayıs
1919'da da Manisa için Osmanlı asırları artık sona
ermiştir.
1.4 Osmanlı Asırlarında
Manisa Ekonomisi
Osmanlı ekonomisinin
temelini tarım oluşturuyor, halkın büyük bir kısmı
da bu alanda çalışıyordu. Bu gün olduğu gibi
Osmanlılar zamanında da Manisa tarım için elverişli
toprak ve iklim şartlarına sahipti. Tımar, has ve
vakıf topraklan ile özel araziler işlenir, buralarda
buğday, börülce, mercimek, nohut, arpa, mısır,
burçak, çavdar, kuru soğan, yulaf, susam, pamuk,
pirinç, üzüm ve çeşitli meyveler yetiştirilirdi.
Manisa ovasında M.Ö. 2000
yılından beri bağcılık yapıldığı bilinmektedir. 16.
ve 17. yüzyıl, kumaş dokumacılığı dericilik ve tarım
ürünleri ticaretinin en yoğun yapıldığı
yüzyıllardır. Pamuk, ev tezgâhlarında iplik haline
getirilip, boyahanelerde boyanarak dokuma
tezgâhlarında dokunurdu. 17. yüzyılda Manisa'da 22
tane boyahane vardı.[22]
Manisa'da tersane adına
yelken bezi dokutturulmuştur.[23]
Pamuklu dokumalar
özelliklerine göre değişik adlar almış olup her
birinin kullanım yeri farklıydı. Bogasi denilen
kumaştan kaftan, şalvar, zıbın, iç çamaşırı ve
entari yapıldığı gibi astar olarak da
kullanılıyordu. İstanbul, Manisa, Denizli,
Diyarbakır, Tokat, Kastamonu ve Musul belli başlı
bogasi dokuma merkezleriydi.[24]
Değişik renkteki
ipliklerle boyuna çizgili olarak dokunan, daha çok
kadın kaftanı ve zıbın yapımında kullanılan kumaşa
alaca denir. Alacaların en meşhurları: Manisa,
Beyşehir, Tire ve Mısır alacaları idi.[25]
1878 tarihli Aydın Vilayet
Salnamesine göre Manisa'da, Manisa alacası dokuyan
500 tezgâh mevcuttu ve üretilen kumasın elli bin
topu Manisa dışına ihraç edilmekteydi.[26]
Dokunan kumaşlar
Bezzazhanede kalite kontrolü yapılarak mühürlenir ve
satışı öyle yapılırdı. Hileli kumaş dokuyanların
kumaşları ayrılır ve onlara yolsuz adı verilerek
ticaretten men edilirdi.[27]
Manisa'da önemli bir
işletmecilik alanı da dericilikti. Deri; ayakkabı,
at koşum takımı, kırba, matara gibi çeşitli
eşyaların yapımında kullanılması bakımından hem
halkın hem de ordunun ihtiyaç duyduğu bir madde idi.
Deriler tabakhanelerde işlenir ve deri işleyen
esnafa da debbağ denirdi. Manisa'da kösele, beyaz
meşin, sahtiyan ve sarı meşin üretilirdi ki Manisa
sahtiyanı, İstanbul’un ki ile aynı kalitede idi.[28]
Manisa'da işlenen deriler
tüccarlar tarafından İstanbul’a sevk edilir, yünleri
ise kızılhane denen yerlerde işlenerek heybe, torba,
çul, çuval ve keçe yapımında kullanılırdı.[29]
1843 yılında Hereke'de kurulan dokuma fabrikasına
1891 yılında Manisa ve Sivas'tan ustalar getirtilip
halı kısmı açılması, Manisa'da halıcılığın da
geliştiğini göstermektedir.[30]
Manisa'da ticaret, Manisa çarşısında yapılmaktaydı.
Çarsı bu günkü Hatuniye Camii, Çeşnigir camii, Alaca
hamam, Kurşunlu han ve Yeni han sınırları içinde
kalan bölgedir. Saraçlar, dericiler, mutaflar,
abacılar, yemişçiler, pamukçular, kürkçüler,
takkeciler bu çarşıda bulunuyorlardı. 1575 yılında
235’ i vakıflara ait olmak üzere 500'ün üzerinde
dükkân vardı.
Pazara gelen her mal,
satış öncesi kontrol edilerek, fiyatı belirlenip
vergisi peşin alındıktan sonra satışa çıkardı. Bozuk
ve çürük malın satışına izin verilmezdi. Öğleye
kadar halk ve yerli tüccar alışveriş eder, öğleden
sonra yabancı tüccarlar kalan malı alabilirlerdi.[31]
16. yüzyılın ikinci
yarısında Sinirli tımarında 16 dönüm tarlanın 880
akçaya, Yavuzca tımarında 5 dönüm bağın 1350 akçaya,
iki han ile birlikte bir hamamın 9000 akçaya, bir
değirmenin 7800 akçaya, altın islemeli zenne
kaftanının 700 akçaya, bir adet bileziğin 68 akçaya,
bir atın 250-300 akçaya, bir ineğin 150-200 akçaya,
bir tavuğun iki akçaya satıldığı anlaşılmaktadır.[32]
1575 yılında hububat ve
bakliyattan 21.121.980 kg, pamuktan 296.588 kg,
susam üretiminden 94.125 kg, pirinç üretiminden
51.557 akçe, palamut, keten, dut yaprağı, boya
bitkilerinden 5484 akçe, değirmen işletmelerinden
10.124 akçe, bağlardan 22759 akçe, bostanlardan 7059
akçe, incir ve nar üretiminden 425 akçe, armut
üretiminden 1014 akçe, iğde üretiminden 35 akçe,
zeytin üretiminden 38 akçe, badem üretiminden 320
akçe, kestane üretiminden 2542 akçe, zerdaliden
10980 akçe, incirden 28800 akçe vergi toplanmıştır.[33]
Manisa'da hayvancılık da
hayli gelişmiş bir ekonomik faaliyet alanı idi.
Balıkesir, Manisa, Aydın, Bursa yaylaları
dolayısıyla binlerce sürünün beslendiği koyunculuk
alanlarıydı.[34]
1575'de alman vergilerden
köylerde 17590 adet koyun beslendiği, taşıma aracı
olarak kullanılan atların özellikle Yund dağı ve
Turgutlu'da yetiştirildiği, arıcılığın da yaygın bir
uğraş alanı olduğu 1575'de 1148 adet kovan
bulunduğu, Manisa ile ilgili belgelerden
anlaşılmaktadır.[35]
16. yüzyılın sonlarından
itibaren yabancı gümüş paralarının piyasayı sarması
enflasyona yol açmış, memur ve asker maaşları sabit
kalırken fiyatlar yükselmiş buda sosyal huzursuzluğa
neden olmuştur. Hazine açığı büyüyünce, vergiler hem
çeşitlenmiş hem de artmış, buna bağlı olarak
taşradaki idarecilerin de halk üzerindeki baskıları
yoğunlaşmıştır.[36]
Manisa'nın gerilemesinde
Rum ve Ermeniler de etkili olmuştur. Türkler
dükkânlarını kapatıp savaşa koştukça onların
bıraktığı boşluğu Rum ve Ermeniler doldurmuş, 19.
yüzyıldan itibaren Manisa çarşı ve pazarlarını Rum
ve Ermeni tüccarları kontrol etmeye başlamıştır.
Burada kazandıkları paraları da dışarı
taşımışlardır.
19. yüzyılda gelişen ve
yabancı ülkelerde piyasa arayan sanayi ve ticaretin
İzmir’i merkez seçmesi, Manisa’yı İzmir'e bağlayan
demiryolu, Manisa’nın ekonomik yönden eski hareket
ve önemini kaybetmesine neden olmuştur.[37]
1.4.Osmanlı Asırlarında
Manisa'da Kültür, Eğitim ve Sanat
Manisa’nın şehzade sancağı oluşu, şehzadeyle
birlikte hocası, lala, defterdar, nişancı, reisül
küttab, ruznameci, çavuşbaşı gibi üst düzey eğitimci
ve bürokratların da Manisa'ya gelmelerini
gerektirmiş, bazen de şehzade anneleri çocuklarının
yanında bulunmuştur.
Buna bağlı olarak
Manisa'da şehzadelerin yaşadığı saray-i amire
çevresine pek çok âlim, şair, musikişinas, sanatkâr
akın etmiş şehir bir ilim, kültür ve sanat merkezi
haline gelmiştir.
Şehzadelerin valilikleri
döneminde Manisa ilim ve irfan yuvası olmanın
yanında, imar faaliyetleri yönünden de en üst
düzeyde nasibini almıştır. Bu gün Manisa'da yaşayan
tarihi kültür mirası bu yükselme devrinin ürünüdür.
Osmanlılarda eğitim ve
öğretim genellikle medreselere dayanıyordu.
Medreselerde fıkıh, hadis, tefsir, kelam gibi
dersler okutulurdu. Okuma yazma ve bir miktar
ilmihal öğrenen öğrenci önce yirmili, ardından
derslerini verdikçe otuzlu, kırklı, ellili, altmışlı
ve üstü medreselere devam ederdi. II.Bayezit'in eşi
Şehzade Şahenşah'ın annesi Hüsnişah Hatun tarafından
1490'da yaptırılan Hatuniye medresesi ile
Saruhanoğlu İshak Bey tarafından 1375'de yaptırılıp
Osmanlılar tarafından da kullanılan Ulu cami
medresesi ellili, III. Murad tarafından 1592'de
yaptırılan Muradiye medresesi ise altmışüstü
medreselerdendir.[38]
Devrin ünlü ilim adamları buralarda ders vermiştir.
II. Mehmet'in Manisa'da
bulunduğu 1445'de İtalyan hümanisti Ciriaco d'Ancona
ve başka İtalyanlar sarayda şehzadeye Roma ve Batı
tarihi okutmuşlar, Patrik Gennadious Hıristiyan
inancını anlatan Itikat-namesini Fatih için yazmış,
Francesco Berlinghieri cografya ve Roberto Valtoria
De re Militari adlı eserlerini Fatih'e takdim etmek
istemişlerdir.[39]
Şehirde 1427'de Timurtaş Paşa oğlu Ali Bey
tarafından yaptırılan Ali Bey Camii, 1493'de yapılan
Göktaşlı Camii, 1474'de yapılan Çesnigir Camii ve
kütüphanesi, 1474'de yapılan Hacı Yahya Camii,
1480'de yaptinlan Attar Hoca Camii, 1484'de
yaptinlan İvaz Paşa Camii, 1490'da yaptinlan
Hatuniye Camii ve Külliyesi, 1522'de yaptinlan
Sultan Camii ve Külliyesi (camii, medrese, sibyan
mektebi, imaret, bimarhane, hamam), 1549'da
yaptinlan İbrahim Çelebi Camii, 1569'da yaptırılan
Lala Paşa Cami, 16.yy da yapılan Dilşjkar Hatun
Külliyesi(camii, hamam), 15. yy da yapılan Derviş
Ali Camii, 1571'de yapılan Alaybey Camii, 16. yy da
yapılan Muradiye Külliyesi, (camii, medrese, imaret,
dükkânlar, kütüphane), 1649'da yapılan Sarabat
Camii, 17. yy da yapılan Ayn-i Ali Camii,
Nişancıpaşa Camii başlıca camilerindendir.
Bunlardan Muradiye Camii incelik, güzellik ve iç
süslemeleriyle ile herkesi hayran bırakan bir
eserdir. Planının Mimar Sinan tarafından
yapıldığı, inşası için Sinan’ın kalfalarından Mahmut
Ağanın görevlendirildiği, 1584 yılında bu mimarin
ölümü üzerine yine Sinan’ın kalfalarından mimar
Mehmet Ağanın eseri tamamladığını Ahmet Refik'in
Sinan adlı araştırmasından öğrenmekteyiz.
Hüsnişah Hatun tarafından yaptırılan Hatuniye
Camiinin el işçiliğinin bir şaheseri olan ahşap
minberi görenleri büyülemeye devam etmektedir.
16.yy da Pilavcı Hacı
Hüseyin tarafından yaptırılan Kabak Tekkesi, 17.
yüzyılla tarihlenen Seyit Hoca Tekkesi, Rufai
Tekkesi, Titrek Sinan Bey tarafından 15. yüzyılda
yaptırılan Sinan Bey Medresesi, Yakup Ağa tarafından
1572'de yaptırılan Kurşunlu Mektep, ümeradan Beseyiş
Ağanın oğlu Veled Bey tarafından 146l'de yaptırılan
Hindistani Medresesi, Veysi Çelebi'nin 16. yüzyılda
yaptırdığı Çapraz-i Sagir Sibyan Mektebi, 16.
yüzyılda Manisa'da kadılık yapan Molla Şaban
tarafından yaptırılan Molla Şaban Sibyan Mektebi,
1579'da Dilşikar Hatun tarafından yaptırılan Alaybey
Sibyan Mektebi, Tezveren Dede, Ayni Ali, Anonim
Türbe, Terzi Ahmet Dede ve Yirmiiki Sultanlar
Türbesi, Karaköy Hamamı, Hüsrev Ağa Hamamı,
Cumhuriyet ve Alaca Hamam, Rum Mehmet Pasa
Bedesteni, Saray-i Amire, Kurşunlu Han, Yeni Han,
Borsa Kahvesi, Pürnefes çeşmesi, Polat Hacı Mehmet
Ağa Çeşmesi, Üç Oluklu Çeşme, Kaval Çeşme, Dertliler
Çeşmesi, Muradiye İmareti Çeşmesi, Taşçılar Mescidi
Çeşmesi, Ayni Ali Çeşmesi, Sipahi Pazarı Çeşmesi,
Derviş. Hasan Çeşmesi, Serabat Çeşmesi ve Vak Vak
Çeşmesi de Osmanlı eserlerindendir.[40]
Kanuni Sultan Süleyman’ın
annesi, Ayşe Hafsa Sultan tarafından 1522'de
yaptırılan bimarhane XIX. yüzyıl sonlarına kadar
akil hastalarına hizmet vermiştir. Hastaların
tedavisinde musikinin de kullanıldığı hastanelerden
birisidir.[41]
Evliya Çelebi ariflerin,
zariflerin toplandığı Manisa kahvehanelerinden söz
eder. Her biri dört bolümden meydana gelen bu
kahvehanelerin bir bölümünde saz çalanlar, bir
bölümünde rakkaslar (erkek oyuncular), birinde
hikayeci ve meddahlar, birinde gazel okuyanlar
bulunurdu. Manisa kahvehanelerinin en güzel ve en
latifleri Karaköy'dekilerdir, bilgisini ünlü
gezginimizden öğreniyoruz.[42]
Manisa'daki Osmanlı
eserleri devrin ruh halini, ihtişamını, sağlam
karakterini, hala eski zindelik, güzellik ve
büyüklükleri içinde saklamaktadır.
Manisa özellikle Mevlevi,
Rufai, Bektaşi, Halveti tarikatlarının yaygın
olduğu, bu kültürün insan davranışlarına yansıdığı
bir şehirdir. Evliya Çelebi'nin Manisalılar "Sanat
ehli, kanaat ehli, ibadet ehli, ziyaret ehli"
ifadelerinden de bu açıkça anlaşılmaktadır.
Fatih'in, Kanuni'nin, II.Murad'in şiirleri bu güne
kadar ulaşmıştır.
Bunların dışında; 16. yüzyılda Abdi, Ahmet b. Mehmed-i
Mağnisevi, Aşki, Camii, Sevayi Mehmed Celebi, La'li
Celebi, 17. yüzyılda İbrahim Magnisavi, Ahmet Fevzi,
Birri Mehmet Dede, Mehmet Lütfü Efendi, Mahmut
Efendi, 18. yüzyılda Hafiz, Hasan Kenzi, 19.
yüzyılda Ahmet Vehbi Efendi, Fehmi Bey, Hocazade
Alim Efendi gibi sairler, İbrahim Hakki, Mehmet
Efendi, Mehmet Hulusi Efendi, Mehmet Nuri Efendi,
Mehmet Rüştü gibi hattatlar, Deruni Celebi, Salis
Efendi, Kabilzade Asim Molla ve Hocazade Alim Efendi
gibi bestekarlar Manisa'da yetişmiştir.
Şairler içinde en ünlüsü
Divan ve Bülbüliye adlı eserleriyle tanınan Birri
Mehmet Dede’dir. Birri, 1669-1716'da Manisa'da
yaşamış, Manisa’yı, Gediz'i, laleyi, Manisa’nın
ileri gelenlerini şiirine konu yapmıştır.[43]
[1]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., Manisa Tarihi
Resimli Ay Matbaası,
İstanbul, 1939 s:9,
Emecen F., XVI.
Asırda Manisa
Kazası, TTK
Yayınları, Ankara
1989, s:15, Emecen
F., Tarihin İçinde
Manisa, Manisa
Belediyesi Kültür
Yayınları, Manisa,
2006, s:1, Adıgüzel
İ., Osmanlı
Döneminden Manisada
Eğitim
Kurumları(Bildiri),
Manisa Şehri Bilgi
Şöleni Bildirileri,
CBÜ Kültür ve Spor
Kulübü Derneği,
Manisa, 2006, s:2,
Acun H., Manisada
Türk Devri Yapıları,
TTK Yayınları,
Ankara, 1999, s:4.
Manisa, Manisa
Valiliği, Manisa
Belediyesi, Manisayı
Mesiri Tanıtma ve
Turizm Derneği Ortak
yayını, Manisa,
2005, s:6-11
[2]
Ortaylı İ.,
Osmanlıda Manisa
(Konferans),
01.03.2008, saat
15.30, Manisa
Belediyesi Lale
Salonu.
[3]
Adıgüzel İ., age,
s:3
[4]
Eravcı, H.M.,
Korkmaz M.,
Saruhanoğulları ve
Osmanlı Klasik
Döneminde Manisada
Yaşayan Kültürel
İzleri, Manisa
Valiliği Yayını,
Manisa, 1999, s:1
[5]
Emecen F. XVI.
Asırda Manisa
Kazası, TTK
Yayınları, Ankara,
1989, s:17
[6]
Emecen F., age s:17,
Uluçay Ç., Gökçen İ.
Age s:22, Eravcı,
H.M., Korkmaz M. Age,
s:16-17
[7]
Emecen F. Age s:18,
Eravcı, H.M.,
Korkmaz M. Age, s:13
[8]
Gülensoy T., Manisa
ve Yöresinde Oğuz
Boyları(Bildiri)
Manisa Şehri Bilgi
Şöleni Bildirileri,
CBÜ Kültür ve Spor
Kulübü Derneği,
Manisa, 2006, s:285,
Gökçen İ., 16. ve
17. Asır Sicillerine
Göre Saruhan’da
Yürük ve Türkmenler,
İstanbul, 1946,
s:10-13
[9]
Emecen F. Age
s:19-22, Eravcı,
H.M., Korkmaz M. Age,
s:30-36
[12]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., age s:76
[14]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., age s:77
[15]
Manisa’da
Sancakbeyliği yapan
şehzadeler:
Ertuğrul, Süleyman,
Alaaddin, II.
Mehmet, Mustafa,
Abdullah, Şehinşah,
Korkut, Alemşah,
Mahmut, Süleyman,
Mustafa, Mehmet,
Selim, Murat ve
Mehmet. Bunlardan
II. Mehmet, Kanuni
Sultan Süleyman, II.
Selim, III. Murat ve
III. Mehmet tahta
çıkmıştır.
[18]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., age s:53
[19]
Büyük Türk
Klasikleri, Cilt:6,
Ötüken-Söğüt
Yayınları, İstanbul,
1987, s:157
[20]
İhsanoğlu E
(Editör), Osmanlı
Devleti Tarihi,
Cilt:2, İstanbul,
1999, s:381
[21]
Su K., Manisa ve
Yöresinde İşgal
Acıları, Ankara,
1982, s:1
[22]
Yurtoğlu Z., Manisa
Tarihi,
Manisa(Tarihsiz),
s:108
[24]
İhsanoğlu E age,
s:632
[25]
İhsanoğlu E age,
s:632
[26]
Yurtoğlu Z., age,
s:108
[27]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., age s:79
[28]
İhsanoğlu E age,
s:636
[29]
Yurtoğlu Z., age,
s:109
[30]
İhsanoğlu E age,
s:641
[31]
Yurtoğlu Z., age,
s:112
[32]
Çamlı M., 1551
Tarihinde Manisanın
Çarşıları ve Eşya
Fiyatları, Manisa
Dergisi, Şubat 1995,
Sayı:8, s: 38
[33]
Emecen F. age
s:242-264
[34]
Akdağ M., Türkiyenin
İktisadi ve İctimai
Tarihi, Cilt 2,
İstanbul 1974, s:199
[35]
Emecen F. age
s:266-267
[36]
İhsanoğlu E age,
cilt 1, s:46
[37]
Uluçay Ç., Gökçen
İ., age s:58
[38]
Baltacı C., Osmanlı
Medreseleri,
İstanbul, 1976, s:
273,409, 547
[39]
İhsanoğlu E.,
Osmanlı Medeniyeti
Tarihi, cilt2,
İstanbul, 1999,
s:375
[40]
Manisa’nın Kültür ve
Tabiat Varlıkları,
Manisa Belediyesi
Kültür Dizisi
Yayınları, Manisa
1992
[41]
İhsanoğlu E.,
Osmanlı Medeniyeti
Tarihi, cilt 1,
İstanbul, 1999,
s:262
[42]
Evliya Çelebi
Seyahatnamesi, Cilt
13, s: 75
[43]
Uluçay Ç., Manisa
Ünlüleri, Manisa,
1946
|